Sevdiğim Günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sevdiğim Günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Aralık 2019 Pazar

2020'den Beklentiler - MİM 🎈

2020 yeni yıl ile ilgili görsel sonucu"

   Sevgili Hayat Yazıyor blogunun sahibi başlatmış bu güzel beklentiler mimini. Beni de cevaplamam için, yazılarını ve hayatını okumayı çok sevdiğim Kaplan Diary blogunun sahibi mimlemiş. Çok teşekkür ediyoruum.
   Resmen 2020 geldi, dayandı kapımıza. Ne çabuk geçiyorsun zaman. Ben daha 15 yaşıma 18 yaşıma girmenin hayallerini dün kuruyordum sanki. 15 yaşımda araba sürmeyi öğrenecektim, 18 yaşıma girdiğim zaman da ehliyetimi alacaktım hemen. Hayallerimin büyüklüğü :D  Artık her şey üstüme üstüme geliyor gibi. Ben büyüdükçe hayallerim küçülüp hedeflerim büyüyor gibi hissediyorum.
   Neyse mime geçelim de yeni hayallerimden tamamlanmayı bekleyen hedeflerimden bahsedeyim.

   2020 yılına dair beklentileriniz nelerdir? 

   Düşündüm bunu bayağı bir blog. Beklentiler silsilesi hiç dinmiyor içimizde ama böyle birden sorulunca zihne hemen cevap düşmüyor.
   İlk olarak atanıp bir para kazanayım ben artık, istiyorum bunu. İzmir'e atanmam lazım bir de, vazgeçemiyorum bu şehirden. Sonra da tabi yüksek lisansıma başlamak. Yüksek lisanstan önce bir de su gibi İngilizce makale çevirileri yapmam gerektiği için enine boyuna bu dilimi geliştirmek istiyorum. Hep bir yurtdışı hayalim vardır ama içimde baskılamışımdır, çünkü "yabancı dilin yok İrem senin, nereye gidiyon sen" derdim.
   Hayatımı enine boyuna düşünenlerden oldum hep. Hiçbir şey düşünmeden dert etmeden yaşamayı öğretmedi bana ailem açıkçası. Okulda hep başarılı olmak(şaka değil ilkokulda 85 aldığımda neden 90 üstü olmadı acaba diye düşünen bir ailem vardı😄) , fen lisesini kazanmak, iyi bir meslek sahibi olmak(kime göre iyiyse artık) , sonra da rahat bir yaşam sürmek için var gücünle çabalamak, tüm bunlara kafa yormak...
   Dolayısıyla 2020 yılında daha rahat bir kafayla yaşamak da beklentilerimin arasında.
   Tabi tümm bunların yanında ailemle, Göktuğ ile ve tüm sevdiklerimle sağlıklı huzurlu şekilde bir yıl daha geçirebilmek istiyorum. Yaş aldıkça sevdiklerimin kıymetini daha çok anlıyorum sanki. Birini bile kaybettiğimi düşünmek gözlerimin hemen dolmasına yetiyor. 
   Blog yazmaya devam etmek istiyorum bu yıl da. Geçen sene bazı sebeplerden sonra içimden gelmeyince devam etmemiştim, sonra yoğun özlemle geri dönmüştüm. Bu yıl öyle olmamasını tüm kalbimle diliyorum. Daha çok kitap okumak istiyorum. Şuan beynim hep dolu gelecek telaşlarımla, bu yüzden kitaba veremiyorum kendimi. Kitap okuyacağım vakti neden ders çalışmakla geçirmiyim ki diye diye boşluyorum okumayı. 
   Ülkem ve İzmir için de daha güzel bir yıl olmasını diliyorum demekten başka çare gelmiyor elimden. Kadınların bu ülkede yüzü gülsün istiyorum artık. Fizikselinden ruhsalına, cinselinden ekonomik olanına kadar her türlü şiddet son bulsa keşke bir anda. Ama kadınlarımız güçlendikçe ,özellikle kırsal kesimdeki bu zorbalıkların sona ereceği umudundayım. O yüzden kadınların var gücüyle okumak ve kendi ayakları üzerinde durmayı çok istediği bir yıl olmasını istiyorum 2020'nin. 
   Depremsiz, selsiz, barışçıl ve ayaklarımızı yere sağlam basabildiğimiz bir yıl olsun bu yıl 💛
   Kalbimden kalemime dökülenler bu kadardı sanırım.
   Aaaa unutuyordum az kalsın. Bu yıl bir arabam olursa da çok mutlu olurum, söylemeden geçemezdim :D
   Bu mime dair yazılarını mutlaka okumak istediğim blogger arkadaşlarımı mimliyorum. Yapmak isteyen herkesi de davet ediyorum. Yazdıkça gerçekleşir belki beklentilerimiz :)
   
   
   

29 Kasım 2019 Cuma

En güzel dizi olabilir misin ya Game of Thrones??

  Hani insan sevdiği bir yiyeceği azar azar yer ya bitmesin diye, ya da sevdiği bir parfümü az az sıkar zor günlere kalsın diye bekletirya.. Hah işte son sezonunda aynen bu şekildeydim ben.
   Dizileri izlerken boşuna uzatılmış sahneleri geçerim hep. Sıkılırım çünkü. Ama son sezon bana bunu yaptırmadı. Hapsetti içine. Son sezon değil aslında dizinin tümü beni esir aldı.
   Bu bir tanıtım yazısı olmayacak ilk defa. İncelemelerimi, yorumlarımı, nefretimi hüznümü, iç çekişlerimi aktardığım bir yazı olacak.
   Alt tarafı bir diziden bahsediyorum tabi niye bu kadar uzattım bilmiyorum. Diziler beni çok etkiliyor. Gerçek hayatta olabilecekleri olmuşları ve olanları gözlerimin önüne serdiği için belki... Düşünceden düşünceye, duygudan duyguya sürüklenmekten kendimi bilerek almıyorum. Diziler bazen beni alıp yerden yere vuruyor bazen de göklere çıkartıyor mutluluktan. Bazen diken diken oluyorum bazen gözlerimin doluşunu iliklerime kadar hissediyorum.

got ile ilgili görsel sonucu"

   Bu diziyi son izleyenlerden biri olma şerefine nail oldum mu bilmiyorum :D Etrafımda bir tane bile izlemeyen arkadaşım yoktu, artık farz olmuştu bana.
   Bu kadar uzun dizilerde ben yeni bölüm ya da yeni sezon beklemekten nefret ediyorum, o yüzden bir bakıma da tamamen bitmiş bir diziyi izlemek keyif verdi.
  Dizide başından sonuna kadar en sevmediğim karakterden başlıyorum. Cersie... Yani bu ismi gerçek hayatta duysam yine diken batmış gibi hissedebilirim o kadar eminim ki :) "İnsan çocukları için her şeyi yapar" dizinin sonunda resmen böyle savunulmaya çalışıldı Cersie. Yok arkadaşım. İnsan çocuğu için bu kadar kötülüğü yapmaz. O sadece kibri yüzünden yaptı tüm bunları.
  Dizide başından sonuna kadar en sevdiğim karakter şüphesiz Arya oldu. Hele sonunda aldığı o intikamlar offf. Kılıcımı çıkarıp 'aaaooo yaşaa' gibi naralar atasım geldi :D
   Diziyi ne kadar sevsem de içinde ensest ilişkisinden tutun tecavüzüne cinayetine kadar her şey var ,iğrenerek izledim. Çıplaklıkta da Netflix yine yapacağını yapmış tabi söylememe gerek var mı bilmiyorum ama.
   Ha bir de son sezonun Göktuğ dahil çoğu kişi tarafından gereksiz bulunduğunu duydum ve okudum daha öncelerde. İzleyince ben de bir karara vardım tabi. Evet son sezondaki bazı yerler saçmaydı ve mantık dışıydı. Ama yok valla gerekliydi o sezon. Türk bir insan olarak ben o iyilerin kazandığı final sahnesini görmeseydim diziye neler ederdim düşünemiyorum :D.
   Tüm sezonları kapsayacak yorumlarımı sunacak olursamm, o sahneler neydi öyle. Biz Türk televizyonlarında hala yangın sahnesini beceremiyoruz bunlar kalkmış ejderhanın üzerine binildiğini dokunulduğunu yakıp yıktığını gösteriyor bize. Efsaneydi efsane başka diyecek kelimem yok. Tükendim.
   Daha bahsedeceğim çook karakter olabilir tabi. Ölümüne çok üzüldüklerimi, intikamının tadını aldıklarımı, sadakatini kalbimde hissetirenleri asla unutamam. Lakin çok uzun sürer o zaman yazı. Fazlasıyla konuşuyorum zaten bilirsiniz bu kadarı kafi :D
   Off spoiler verip vermeme derdin olmadan yazmak ne hoşmuş ya, rahatladım. Çevremle daha çook konuşurum ben bu diziyi, kestirip atamam öyle 😄
   Sizin en sevdiğiniz ya da en sevmediğiniz karakterler hangileriydii? Ya da son sezon hakkında neler düşünüyorsunuz? Yorumlarda buluşuverelim 💜

 

28 Kasım 2019 Perşembe

How I Met Your Mother ( without spoiler ) 😄

   Bazen buraya izlediğim dizi yorumlarını yazmadan önce düşünüyorum. Bu sefer de o anlardan birindeydim. Çünkü yazdığım dizi yorumları hep olumlu oluyor. Hep beğendiğim dizileri izlemiyorum tabi ama sadece beğendiğim dizileri bitiriyorum diyebilirim.
  İlk bölümden beni sarmazsa bırakıyorum. Başka bir zaman diliminde de onu tekrar izliyorum ve mutlaka birkaç bölüm daha şans veriyorum diziye.
   İşte bazen de etrafımdakiler tarafından aşırı önerilen diziler oluyor ve beni çok sarmasa da izlemeye zorlayabiliyorum kendimi. Bu dizi de onlardan biri oldu.
   Zorladım kendimi blog. Komedi sevmiyorum ben diye diye izledim ve 9 sezonunu da bitirdim dizinin :D Göktuğ da kıs kıs güldü tabi "hanii komedi sevmiyorum diyordun nolduu " der gibi :))
   Geçtiğimiz günlerde bitirdim bu accayip güzel diziyi.
   İsminden de anlaşılacağı gibi bir beyimiz çocuklarına, annelleriyle nasıl tanıştığını anlatıyor dizi boyunca. Tabi bu sıkıcı bir şekilde değil de sürekli gençliğindeki yıllardan bize kesitler sunarak anlatılıyor.
   Eşiyle tanışana kadar nasıl yıllar geçirdiğini , nasıl ebedi dostluklar edindiğini, hayatın nerelerinde tökezlediğini ve nasıl ayağa kalktığını ve daha bir çok şeyi anlatıyor izleyiciye.
   Dediğim gibi ilk bölümlerde sıkılmıştım ama devam ettikçe kahkaha sayım arttıkça arttı. Dizinin bazı yerlerinde de gözlerim dolarken bazı yerlerinde "ayy çok romantik" dediğim oldu.
   Dizinin çoğunda hatta hepsinde demeliyim neredeyse, cinsel içerikli şakalar mevcut. Ama kesinlikle diğer netflix dizileri gibi de olağanüstü  çıplaklık sahneleri yok yani, hakkını vermeliyim.
 
   Dizide o kadar güzel dostluklar gördüm ki imrenmekten kendimi alamadım. Yaşadıkları hayatın acılarını birlikte göğüslediler birlikte güldüler birlikte acı çektiler birlikte kazandılar. Daha da bir çok şey... İzlemeden bilemezsiniiiz ve anlatamam :D Spoiler içeren yazılar yazmıyorum.
   Son olarak şunu söylemeliyim dizide en en en sevdiğim karakter Barney Stinson oldu. Sonra da Marshall Erikson olabilir.( Nam-ı diğer Marshmellow 😄)

   Sizin en sevdiğiniz karakter kimdiii? Çevremde izleyen herkese ilk sorduğum sorulardan biri haline geldi. Siz de yakın çevrem olduğunuza göre size de sormalıyım.
   İzleyip beğenmemiş olan da olabilir bu arada. Neden beğenmediğinizi de öğrenmeyi çok isterim. Diziler üzerine konuşmaya bayılıyorum.
   Yorumlarda buluşalım. Hoşçakalııın. Burayı çok seviyorum 😍

23 Kasım 2019 Cumartesi

Çıldırmalık: O;ye

   Ahh enerji enerji enerjiiii. Bu aralar çok mu şarkılardan gidiyorum ben?

Aç aç, hemen aç şarkıyı ;) Birlikte dinleyelim

   Küçük sayılabilecek yaşımdan mıdır bilinmez ama bu şarkıyı geçenlerde ilk defa duydum ben. Artık evin içinde her dans etmek istediğimde bunu açmaktan hiç çekinmiyorum blog. Ben zaten ritimli ve kafiyeli şarkılara sıcağımdır her türlü :)
   Tam kız arkadaşlarla coşmalık. Terden sırılsıklam olana kadar kendini kaybederek dans etmek... Sertap Erener'in dinamik sesiyle daha bir çıldırmaca.
   Bu arada şuan saat: 22.46 . Bu saatte ne bu dans merakı derseniz hiç bilmiyorum. Sabah enerjisini anlarım. Güneş ışık ılık hava falan da akşam enerjisi nedir? Zaten bana enerji, en sinirli olduğum dönemlerden sonra ,ağlama krizinden sonra ( kriz dediysem... anlayın siz işte ) ,  bazen de böyle akşamları gelir.
   Enerjimi niye yine bloga aktarmıyorum ki dedim. Siz de dinleyiin birlikte dans edeliiim.
   Anlık yazdım ve yayınlıyorum her zamanki gibi. Bazen böyle anlık yazdığım şeylerde duygularımın önüne geçemeyip yanlış anlaşılabilecek şeyler söyleyebiliyorum bundan nefret ediyorum ama en çok bu yazıları seviyorum ne yapabilirim ki. Sizin yazdıklarınız da benim günümü güzelleştimeye yetiyor çoğu zaman.
   Mutlu akşamlar diliyoruuum💙❤

20 Kasım 2019 Çarşamba

Firmalara Nefretim

Selaaaaaaam 💙
   Bugün biraz sinirli olsam da enerjik bir giriş yapmak istedim. 3 gün mü oldu yazmayalı, öyle bir şey ama özlüyorum ne yalan söyliyim.
   Sizi sıkar mıyım bilmiyorum ama sinirimi bile aktarmak istiyorum şuan.
   Bu kadar çok sinir deyince hayati bir olay beklemeyelim tabi. Bazen gündelik yanlış giden durumlara da sinirlenebiliyor benim bu kafa :D
   Anlatayım şimdi size. Detay anlatmayı ve dinlemeyi ne kadar sevdiğimi daha önce bir yazımda söylemiştim ama kısa tutmaya çalışıcam söz, bazen ben bile yazımı okuduğumda sıkılabiliyorum :)
   Geçen hafta indirimin son günü Hepsiburada'dan tek kişilik bir yatak sipariş ettim evime. En geç 2 gün önce teslim edileceği yazıyordu aldığım gün.
   Kargomun yola çıkışı, İzmir şubesine varışı ya da teslimata çıkışı hakkında ne bir mesaj ne bir mail alabildim. Hiçbiri yok. 
   İki gündür sürekli her yeri arıyorum ama cevap yok tabi, neyse buraları anlatırsam çok uzun sürer.
   Bu sabah dışarıda işim olduğu için sabahtan bir arayayım da kargo gelecekse evde kalayım diye düşündüm ama ne mümkün. Son çare yine hepsiburadayı aradığımda bir hanımefendi bana kargomun en erken önümüzdeki cuma günü teslim edileceğini ve bugün asla teslim olmayacağını rahat olmamı söyledi.       Ben dışarı çıktıktan 3 saat sonra tak bir telefon. Beni hiç arayıp sormayan canım kargo firmamın çalışanı arıyor ve evde misiniz biz geldik diyor.
   Mesaj veya mail göndermediğiniz için işimi halletmeye dışarı çıktım, yarın tekrar teslimata çıkarır mısınız diyorum. Malesef şubeden alırsınız deyip tak kapatıyor.
   Sinirden ölüyorum ama sadece Aras kargoya sinirlenmekle yetiniyorum.
   Eve gelip hala çağrı merkezini aramaya devam ediyorum ve sonunda Balçova şubesi aramalarıma cevap veriyor kapanmasına 15 dakika kala. Neden mesaj göndermiyorsunuz diyorum. Çünkü bazı firmaların o gönderilen sms ve mail ücretini ayrıca ödemek istemediklerini ve izin vermediklerini söylüyor.
   Ben yine Hepsiburada' yı arayıp bunun doğruluğunu soruyorum ve aldığım cevap bunu doğrular nitelikte.
   "Neden bir sms ücretini ödemiyor ki firmanız , en azından bilgilendirilmemiz gerekmez mi ? Tüm durumlardan haberdar ettiniz beni maillerinizle, keşke bir tane mailinizin altında da kargo size sms atmayacak yazsanız daha iyi olmaz mı?" dedim.
   Neyse kargomun tekrar teslimata çıkması için acil bir form oluşturdu bir beyefendi. Sorun şuan hallolmadı bana geri dönüşlerini bekliyorum ama sinirim buydu yani.  Üç gündür defalarca aradım konuşmaya çalıştım kargo firmasıyla ama kısaca durum böyle.
   Benim bu olaydaki şikayetim asla çalışanlara değildi bu arada sadece firmalara yükseldim kendi kendime.
   "Sms veya mail ücretini ödesen bir şey kaybetmezsin ya. Binlerce alışveriş yapılıyor sitenden her gün,  senin insafın kurusun" diye haykırmak geliyor içimden. Evin içinde deli danalar gibi dolaşırken haykırmış da olabilirim : D
   Güldüğüme bakmayıın buraya yazınca kendi kendime komik geldim. Büyük ihtimal o şikayet bir işe yaramayacak ve ben yine o kocaman yatağı tıpış tıpış gidip taksiyle eve getireceğim, kargoya verdiğim paranın daha çoğunu da taksiciye veririm.
   Oldu bittiiiii, İrem para basıyor.

   Kargoyla ve diğer firmalarla ilgili bir sorunumun daha sonuna geldik. Sorunsuz internet alışverişi sayım o kadar az ki :)
   Buraya kadar okuduysanız nolur bana firmalarla ilgili bir kerecik bile olsun sıkıntı yaşadığınızı söyleyin 🙏 Ben mi çekiyorum sorunları bilmiyorum, içinden çıkamacağım bir hale gelmeye başladı.

   Sizin sorunsuz, musmutlu gününüz ve yarınlarınız olsun 💙
 
 

9 Kasım 2019 Cumartesi

Notalarla Yolculuk - MİM 🎶

   Bazı şarkıların bize her seferinde aynı şeyleri hissettirdiğini farkettiniz mi? Bazen kaybettiğimiz bir yakınımızla olan anımızı, bazen kahvesini yudumlamayı çok sevdiğimiz bir kafeyi, bazen çocukluk arkadaşımızla yaşadığımız hüzünlü hatıramızı, bazen eski bir sevgiliyi, bazen en uzun otobüs yolculuğumuzu ve daha bir çok şeyi... Bazen de hiçbir anısı olmadan sadece hissederiz.
   Şarkılar konuşan duygularımız gibi...

zaman çabuk geçse de anılar eskimiyor ile ilgili görsel sonucu"

   Dinlediğimiz veya dinlemeyi en çok sevdiğimiz şarkıları, bize hatırlattıkları anılarla ve hissettirdikleriyle birlikte paylaşmanın çok güzel olabileceğini düşündüm. 
   Böyle bir etkinlik daha önce yapıldı mı bilmiyorum ama başlatmak istiyorum.
   Müzik dinlemeyi seviyorum, her seferinde gözlerimi kapattığımda aynı şarkıyla, aynı yere aynı duygulara seyahat etmeyi çok seviyorum. 
   Hadi gelin, hislerinizin en çok yoğunlaştığı 2 şarkınızı seçin ve bize her bir şarkıda, gittiğiniz o anı, o hatırayı veya o hissi anlatın !! 
   
 O zamann başlıyorum ben.


    Cem Karaca, dinlemeyi en çok sevdiğim sanatçıların başında gelebilir. 
  Ne yalnızlık ne de yalan üzmesin seni. Doğarken ağladı insan. Bu son olsun, bu son...
   Her dinlediğimde gözlerimde yaşlar birikir, özellikle dedemi kaybettiğimi öğrendiğim o an gelir gözlerimin önüne. Kazadan sonra 99 gün yoğun bakımda kaldıktan sonra 100. gün kardeşim beni arayıp dedemin durumu kötüleşmiş, birazdan seni almaya gelicez, hastaneye annemin yanına gideceğiz dedi ve benim hayatımda yaşadığım en kötü andı bu an. Gönen'den Balıkesir merkeze normalde 2 saat süren yolu 40 dakikada aşarken hissettiğim anları hissediyorum bu şarkıda tam olarak. Güçlü olmam gerek ama güçlü olamam, küçüklüğümün eğlence kaynağı olan, kalbi dünyada tanıdığım insanların hepsinden temiz olan adam ölüyor. Ve ben onu yüz günde sadece 2 defa görebildim. İkincisinde içerideki sürem bittiği için yanından giderken "Benim gitmem gerek artık, bizi bırakma nolur dayan" dediğim anda daha önce dediklerime hiç tepki vermeyen insan ellerinin arasındaki elimi sıkıp kendine doğru çekti ve başını bana döndürmeye çalışıp büktü boynunu. Gözlerinin kenarında aşağıya akmayı hazır bekleyen bir gözyaşı gördüğüm o anı da hatırlıyorum bu şarkıyla.
  O yüzden bir şarkı ne kadar özel olabilirse o kadar özel , ne kadar anlatılmaz yaşanır olabilirse o kadar benim için.


Bazen bu şarkıyı her yerde duymaktan özellikle çoğu düğünde dinlemekten oldukça sıkıldım ama vazgeçemiyorum. Bir çok hissi bir arada yaşatıyor bana. Son 7 yılım gibi... Çünkü mutluluklarım,hüzünlerim, sevinçlerim, yorgunluklarım, özlemlerim; hepsini bir bir anlatıyor bana.
   Şarkının Türkçe anlamının da bunda çok etkisi var tabi. Göktuğ'un bunu ilk dinlettiği anı iyi hatırlıyorum. Sözlerini anlamadan bile sevmiştim.
   Bu şarkının başı biraz daha yavaş başlayıp ortalarına doğru hızlanıyor. Bizim hayatımızı anlatmanın dışında ritmini de yaşıyor gibi  :)
   16 yaşında küçük bedenlerle küçük kalplerimizle ama mantığımızı asla ekarte etmeden başlamıştı ilişkimiz. Buraya kadar varacağını kim bilebilirdi ki. Midemde kelebekler uçuştuğu, ellerimin terlediği, kalbimin taşikardik seviyedeki halini hatırlıyorum bununla. Belli bir anıyı değil yani bir çok hissi bir arada yaşıyorum. Her anı gözlerimin önüne kısa film olarak gelip gidiyor. Bu fotoğraf akışını başka hiçbir şarkıda bulamadığım için dinlemeye doyamıyorum. Otobüste pencereden uzun tepeleri izlerken, caddede yürürken, evimdeki koltukta uzanırken, durakta beklerken... Her çalışta aynı anlara dönüyorum, bir kez daha aşık oluyorum.
"Cause we were just kids when we fell in love. Not knowing what it was."
💧💧💧

  Benim seçtiğim, dinlerken farklı diyarlara farklı yıllarıma bambaşka anlarıma yolculuk ettiğim iki şarkım bunlardı. Hislerimi de en şeffaf şekilde paylaşmaktan büyük keyif aldım.
 
  Şimdi ben 3 kişiyi bu etkinliğe davet ediyorum. Davet edilenler de 3 kişiyi davet ettikçe etkinlik büyür belki ☺ Etkinliği seven ve isteyen herkes de yapabilir tabiki çok sevinirim, çok. 
Bu şekilde hem bilmediğimiz şarkılar öğreniriz hem de onların hikayelerini. Dolayısıyla ilk dinleyişte hoşlanmadığımız şarkıları bile farklı anıları hatırlayarak tekrar dinleme şansına erişebiliriz.
   Kendinize çok çok çok iyi bakın, hoşçakalııın ❤

Mimlediklerim:
Kağıttan Dünyam
Sade ve Derin
Kaystros Tyrha

6 Kasım 2019 Çarşamba

Kasım Ayı Meydan Okuması ( 5. ve 6. Gün )

   Mimlere yetişmekte zorlanıyorum deseem 😄Ama hepsini de yapmak istiyorum. Şuan tam yazacak havamdayım hepsine yetişmeye çalışıcam. Dünün konusuyla bugünü birleştirip sunuyorum şimdi :

Gözünü kapat ve hayal kur. Şuan nerede olmak ne yapmak istiyorsun, anlat bize.

   Şuan bir sahilde şezlonguma uzanmış kitap okumak istedim dalga sesleri eşliğinde. Ama çok büyük dalgalar değil korkarım yoksa :) Hafif bir rüzgar esiyor, ne terleten ne üşüten. Hafifçe vücuduma değip kaçıveren... Sahilde kumlarla oynayan çocukların sesleri geliyor kulağıma. Buğday tenli olanı ''Elini o kadar sokma köprünün altına yıkılacak şimdi'' derrken yıkılıyor kumdan köprü. Esmer olan üçüncü çocuk da tam kovasına su doldurup köprünün altına dökmek için denizden geliyordu ki yıkılmış köprüyle birlikte o da yıkılıyor, kalakalıyor. Yüzündeki ifadeye kahkahalarla gülüyorum. Bir daha asla aynı güzellikte yapamayacağını düşünüyor belli ki. Güldüğümü farketmiyor tabiki, gözü kimseyi görmüyor
   Gözlerimi kapatıp kendi köprümüzü yaptığımız zamanlara gidiyorum birden. Bozan kişi tamiratını da tek başına yapardı, kural buydu bizde :D Buz gibi maden sodamdan bir yudum daha alıp kitabıma gömülüyorum yine sonsuz huzurumla...



Bir şehir olsan hangi şehir olurdun? Neden?

   Ben net İzmir olurum şuan. Ha çok bir şehir mi gördün dersen görmedim blog. Ama Balıkesir olmayacağımı biliyorum. İnsan memleketinin ismine de cismine de bu kadar mı alışamaz, alışamıyor işte.
   İzmir' de iki defa kayboldum ve ikisinde de bana aşırı yardımı olan insanlarla denk geldim. Etrafımda İzmir'e yeni gelen arkadaşlarımdan da aynı şeyi duydum hep. Kime yol yordam sorduysam hoşgörüyle hatta hemşehrilikle cevap verdi dediler. İzmir böyle gelmiş böyle gidiyor diye düşünüyorum. Ben de bana yol soranlara, o yol sorduklarımdan gördüklerimi uyguluyorum :) İzmir benim özgürlüğümü bulduğum şehir, insan için daha ne önemli ki :) Yeterinde özgür hissedemediğin yerde yaşamak ister misin? 


Bugünü de yazıp çizdiğime göre kısmet yarına olsun. Hoşçakalıın 😉




10 Yaşıma Uzanan Mektup - Mim

   Mimi Deep (Sade ve Derin)'in blogundan okuyunca çok heyecanlandım ve yapmaya karar verdim. Sevgili Sessiz Umman başlatmış. Deep sayesinde onun da blogunu keşfetmiş oldumm. Mimi cevaplayan arkadaşlarımın mektuplarını da okumaya doyamadım. 🙆
   Aslında bu mimde sadece 13 yıl öncesine gideceğiz. Okuduğum blogger arkadaşlarımın içinde 50 yıl öncesine gidenler olduğu için bana çok da bir şey anlatamayacakmışım gibi geliyor mektupta ama olsun. Bir başlayalım belki gelir gerisi. Belki de o 10 yaşındaki kıvırcık kıza söyleyeceklerim çoktur.


    Sevgili kıvırcığım,
   Öncelikle şuradan başlamam gerekir ki ileride bu gür saçın hala var olacak ama kıvırcıklığından eser kalmayacak. Çünkü annen saçlarını kısa kesecek çok yakın bir zamanda. Eğer o sınıfındaki ismini hatırlamadığım kız yüzünden bitlenmeyi önleyebilseydin saçlarının kesilmesini de önleyebilirdin belki bilmiyorum.
   Şuan hayata dair çok amacın yok biliyorum. Sadece annenle baban artık kavga etmesin istiyor olabilirsin, çok şey yaşadın biliyorum. Ama kötü günler geride kalacak, daha iyiler. Aklın orada kalmasın.
   Liseye kadar çok başarılı devam edeceksin derslerine. Evet Fen Lisesi kazanacaksın ailenden pek de uzağa gitmeyeceksin ama yurt deneyimi yaşayacaksın. Bu yurt deneyimi hayatın ve seçimlerin için inanılmaz şeyler katacak sana, erken olgunlaştıracak seni.  Ve seni üzmek istemezdim ama lisede derslerinde çuvallayacaksın. Hazır ol diye söylüyorum bunları sana. Şok olma nolur. Sadece hayatın keyfini çıkar. Sen çıkarsan da çıkarmasan da yıllar geçiyor.
    O lisede mutlu olmanı sağlayacak tek şey ikinci sınıfta tanıştığın erkek arkadaşın olacak. Ona sımsıkı tutun dememe gerek yok, çünkü hayattan azıcık da olsa tat almayı ancak onun sayesinde başarabileceksin. Söylememe gerek yok sanırım ama hala onunlasın.
   Ha bu arada okuldaki yönetime ve hocalarının bazılarına gerektiğinde karşı çıkmayı bil lütfen.
   Ailenden çok fazla destek görmeyeceksin bu konuda, 'her zaman öğretmen iyisini düşünür' diye yetişmişler haksızlık etmeyelim ama sen tek başına karşı çıkabilirsin hepsine. Seni ve arkadaşlarını sadece yurtta kaldığınız için aşağılamaya kalkan okul müdürü sana bağırmaya yeltenip okuldan atmakla tehdit ettiğinde ve din öğretmeninin sana bir konuda iftira attığında lütfen ileride mutlaka onların karşısına çıkacağını söyle. Ne yaparlarsa yapsınlar bildiğin yoldan dönme, sen doğrusun, onlar kötülüğün vücut bulmuş hali.
    Üniversitede hiç tahmin etmediğin bir şehri ve neredeyse Z planı olarak gördüğün bir mesleği kazanacaksın. Ama merak etme o direttiğin sağlık alanındasın. Hatta yüksek lisans için diretiyorsun şimdi de :) Bu konuda son söyleyeceğim şey lütfen İngilizce'ye yabana atma ve kendi başına da bir şeylere çabala.
   Çevrendekiler bu meslek seçimin yüzünden ne kadar sırt çevirse de sana, umursama. Hepsi, özellikle annen en sonunda kabulleniyor bu durumu, yeter ki sen mesleğinin ve seçiminin arkasında dik dur. Ağlamaktan bunu pek başaramayacaksın ama dene.
    Kendini bazı anlar yalnız bazı anlar çaresiz hissedeceksin. 'Bu halim ebedi kalacak bu durum asla düzelmez' diyerek uyuduğun günler geçiyor güven bana. Bitmez dediğin her günün ardından o güneşi batırıp ertesi gün yepyeni bir güne uyanıyorsun.
   Üniversiteyi kazanarak gittiğin şehirle birlikte ruhunun her yerine işleyecek özgürlük ve sen kendini bulacaksın tam anlamıyla. Kendin gibi hissederek düşüncelerini söylemekten pek de korkmayacaksın. Kendini tanıdıktan bir süre sonra da blog yazmaya başlayacaksın. Öyle tuhaf tuhaf bakma kağıda, şuan b'sini bile bilmiyorsun biliyorum ama karşına çıktığında düşüncelerini açıklayabildiğin bu yeri bulduğun için çok seveceksin.
   Görünüşünü ve kullanmaya yeni başladığın gözlüğün sana yakışmadığını kafana takmamaya çalış, Lise sonda o gözlükten lense geçiş yapacaksın ve arkadaşların evrim geçirdiğini düşünecek. Çok şaapma yani, geçecek 😁
    Gülüşün hala değişmedi. Sana kapı zili lakabını takacak olan sevgilin her an bu zili çalmaktan çekinmiyor.
   Hala insanlarla telefonda konuşmayı çok sevmiyorsun. Hala az arkadaşın var ve bu durumdan mutlusun. Annenin seni düzeltmeye çalıştığı şu konu var ya sinirlendiğinde sesinin yükselmesi durumu hani. Hah bu durumu biraz törpüleyeceksin ama yeterince iyi olamadın hala.
  Ve sana yalvarıyorum çevrendeki herkesle bol bol fotoğraf çekin, onları her mutlu anda konuştur çektiğin videolarda. Çünkü daha sonra elinde bir tek o güzel anılar kalacak.
   Son olarak lütfen yakın sandığın arkadaşlarına bile içindekileri tamamıyla anlatma. Üzüleceksin onları yüzüne vurduklarında.
   Sana söyleyebileceklerim bu kadar Küçük Ben.
   Gülüşünü hiç kaybetme. Yıllar çabuk geçiyor.
   Seni sen olduğun için çok seviyorum


İmza
23 yaşındaki Sen
6 Kasım 2019 / 18.30

Ben mimlenmeden fikri çok sevdiğim için yaptım. Okuyan ve 10 yaşına seslenmek isteyen tüm arkadaşlarım yapabilir tabiki, hepsini okumaktan büyük mutluluk duyarım. , Benim mimlediklerim de şöylee:

Esaretsiz Tilki
Yaşamdan Yazılar
Nuroviç

Hep sevgiyle kalııın💓

 

4 Kasım 2019 Pazartesi

Kasım Ayı Meydan Okuması 4. Gün (Bugünlük Küçük Sevinçler) ☺

   Dün Yökdil zordu blog, Gerçekten zordu. Kendimi salak gibi hissettim. Çünkü geçen senekine girdiğimde daha az şey biliyor olmama rağmen bu senekiyle yarışacak gibi hissediyorum puan konusunda. Sınavdayken aklımla birlikte bir de lenslerim beni yarı yolda bıraktı. Normalde astigmatlılar bilir önünü bile bulanık görürsün. Hah işte o bulanıklıktan çok daha fazlası oldu dün sınavda, lens gözümdeyken. Ellerimin temiz olduğunu bildiğim için arada bir yukarı aşağı oynattım ama yok, en son lense "senin insafın kurusun" diye bağıracaktım. Bağırmadım blog ama lensi oracıkta çıkarıp sıramın üzerine koydum, çıkarken çope atmak için. Sonra da "gözümü seveyim" dedim ve sınava devam ettim. Evet bu badireden sonra söyleyebilirim ki sanırım benim yüksek lisans başvurusu önümüzdeki yaza kaldı.
   E napalım. Çalışmaya devam, daha bir hırslandım sanki.
   Neyssse meydan okumanın bugünkü konusuna bakalım o zaman.
 Ben sorudan sadece bugün hissettiğimiz yani anlık küçük sevinçleri paylaşmamız gerektiğini anladım. Öyle değilse bile ben böylesini yapıyım, daha çok sevdim 😍




☺ Hava sevdiğim gibi ne kapalı ne açık, tam bir hırka havası...

☺ Bazı insanlar hala kibar. Teşekkür ederim, pardon geçebilir miyim, kusura bakmayın gibi cümlecikleri kullanmaya yatkınlar.

☺ Ailem sağlıklı, sevdiğim ve yanımda durmasını istediğim herkesin bana değer verdiğini hissedebiliyorum. ( yanımda durmasını istemediğim insanlar pek de umrumda değil 😄 )

☺ Bugün zor uyanmama rağmen derse gitme azmini içimde hissederek yüzümü soğuk suyla foşur foşur yıkadım.

☺ Makyaj yaptım. 

☺ Ailemle konuştum ve mutlu olduklarını hissettim.

☺ Sabah kurs arasında uykumun olduğunu hissedip mis kokan kahvemi içtim.

☺ İzlediğim bir dizinin yeni sezonu çıktığını öğrendim ve izlemeye başladım.

☺ Saçlarımı kestirdiğimden beri şekillendirmeyi seviyorum, bugün de sevdim.

☺ Lahmacun yedim.

☺ Mutfak tezgahını çamaşır suyuyla temizledim.  (küçük terapim :D )

Benim aklıma gelen bugünkü küçük sevinçlerimi okudunuz az önce. Sabahtan itibaren beni mutlu eden anlık şeyleri not aldım. Bir yerden sonra kopmuşum :) olsun aklıma geldiği kadarıyla artık. Son madde için ayrıca bir gün yazmak istiyorum buraya. Bazı ev işlerini seviyorum ve bir tane en sevdiğim var ki bugüne kadar onu seveni hiç görmedim :D Bir gün yazışırım konuşuruuuz. Şimdi kaçıyorum. 
Hoşçakalııın❤

Not: Bu aralar Yökdil'den çokk bahsettim artık konuşmayacağım bu konuda söz. Kendimden sıkıldım vallahi

3 Kasım 2019 Pazar

Kasım Ayı Meydan Okuması 3. Günden Seslenebilir miyim? 😎

   Aslında buraya yazmak için bir çok konum birikmesine rağmen şuan bu meydan okumaya katılmaya karar verdim. Diğer günleri atlayıp bugünden başlıyım diyorum, katılabildiğim kadar diğer günlerde de bir selam ederim mutlaka :)
   O zaman birbirinden güzel sorular barındıran bu meydan okumanın sahibesine de bir selam ediyorum, emeğine kalbine sağlıık : TıkTık
   Neleri seviyorum diye düşündüm, bugünkü yazısını yazan arkadaşlarımınkilere de baktım, ne kadar ortak zevkler varmış. Farklı bir şeyler bulayım ben de biraz daha derinlemesine düşünüp dedim ama yok. Yine içimden geldiği gibi başlamaktayım :)


''Şuan aklına ilk gelen 'seviyorum' dediğin şeyler neler? Bir liste yapsana bakalım neler çıkacak ortaya?''

  • Uyumayı
  • Erken uyandığım zamanlardaki huzuru  (Tezatlık arşa kadar 😍)
  • Sushinin her çeşidini gömmeyi
  • Sütlü kahve içmeyi
  • Her sınavdan sonra gelen rahatlığı
  • Kivi ve limonu (Bakınız fazla ekşiciyim ben)
  • Brokoli salatasını
  • Beyaz sabun kokusunu
  • Sürpriz hediyeler almayı ve sevdiklerime hediye seçmeyi
  • Balkona çıkınca içe çekilen temiz havayı
  • Detaylara önem veren ve bencil olmayan insanları ( Bana bir şey anlatacaksanız detaysız anlatmayın, çok soru sorarım sıkılırsınız 😁)
  • Çocukları ve yavru hayvanları
  • İzmir'e geldiğimde oluşan özgürlüğümü
  • Blog dünyasını, yazmayı ve yorum yapmayı
  • Herhangi birinin çocukluk anılarını dinlemeyi ve görmeyi
  • İnsanlara çarpmadan ya da şimdi bana doğru gelen insan sağımdan mı yoksa solumdan mı geçmek istiyor karmaşasını yapmadan, kulaklığımla sonsuzca yürümeyi
  • Ev aksesuarlarına bakmayı ve online alışveriş yapmayı
  • Dizi ve film izlemeyi
  • Sevdiklerimi mutlu etmeyi
  • Mesleğimi  (Bu kelimeyi kullanmak çok gariiip 😆)
  • Ailemin ve sevdiklerimin sağlığını
  • Okumaya devam etme isteğimi
  • Erken evlenmek istemeyen insanları 
      ( Garipsemeyin ;) Bundan kastım şu: etrafımda mesleği olmayan ya da mezun olup hiçbir işte çalışmadan evlenen o kadar çok insan var ki, yıldım 😣)
  • Ve son olarak Göktuğ'u...Onunla geçirdiğim 7 yılımı ve geçirmek istediğim yıllarımı 
         (Göktuğ'u tanımayanlar olabilir, bu blogun hiç yazmayan diğer sahibi kendisi 😊 )
         çok ama çokk seviyorum ❤


   Sona sakladım, iliştirdim


Ne kadar ilham veren bir meydan okuma bu ya :) 
Günümüzün güzel geçmemesi işten bile değil.
Sevgiyle kalın...


31 Ekim 2019 Perşembe

ANLAT BAKALIM - MİM

   Bu harika mim olan ortak öykümüzü sevgili Sessiz Gemi- Bahçada Yeşil Çınar yazısıyla başlattı. İkinci bölüm Sade ve Derin- Masal, üçüncü bölüm Kuyruksuz Kedi Manxcat- Yabancı, Dördüncü bölüm Ebrar- Felsefe Taşı, beşinci bölüm Ebem Kuşağı- Kendini Aramak, altıncı bölümü Fatoş- Mor Yaratık, yedinci bölüm Kaystros Tyrha- Cadının Öfkesi tarafından yazıldı. Sekizinci bölüm olan Köpük'ün Planı adlı yazıyı da ben yazdım. Benden sonraki bölümü yazması için Farklı Diyarlar'ı mimliyorum.
   Mime katılan ve katılacak olanlara teşekkür ediyorum. Büyük bir keyifle yazdım, sizin de keyifle okumanızı diliyoruuumm ❤


  Köpük'ün Planı

  Simyacı Masal'ın bu halini görünce gözlerine inanamadı önce, hemen kendi vücudunu kontrol etti . Çok şükür ki normaldi. Cadının yeri göğü inleten kahkahasıyla kendine gelip sessizce "Masal" diyebildi sadece. Beyni ona oyun oynuyor sanmıştı ama Masal karşısında duruyordu işte. Cadı onu bir köpeğe dönüştürmüştü.
   Masal şaşkınlıkla korkuyla ya da tam olarak ne olduğunu bilmediği bir duyguyla dört ayağının üzerindeydi şimdi. Tahmin ettiği şey gerçekleşmiş miydi yoksa. "Ne yaptın bana?" diyebildi mırıldanırcasına.
   Cadı, herkesin içini ürperten o bet sesiyle küçük kıza döndü. "Hayvanlarla konuşmak istemen beni çok etkiledi küçük kız. Ya da minik köpek mi demeliyim? Hadi şimdi git konuş onlarla ve bir daha benim mağarama girmeye kalkma sakın, yoksa bu sefer seni minik bir kaplumbağaya dönüştürürüm" derken uzun siyah tırnaklarını Masal' ın gözlerine sokarcasına  yaklaştırdı. Bir kez daha kahkahası yankılandı mağaranın örümcek ağlarıyla dolu duvarlarında.
   "Hayır hayır ne olur beni eski halime çevir. Anneme abilerime nasıl açıklarım yoksa. Ben sadece minik dostlarımla konuşabilmek istemiştim'' dedi ve ağlamaya başladı Masal. Hıçkırıkları duyuluyordu artık baykuş seslerine nazaran. Aynı köpeği Köpük gibi görünüyor olmalıydı.
   Cadı çoktan arkasını dönmüş kazanını karıştırıyordu ki Masal'ın sesini duyduğunda ona doğru döndü. Masal, cadının gözlerinden çıkan alevlerle tüylerindeki sıcaklığı hissetti ve aynı anda kendini mağaranın dışında buldu. Bir süre mağaraya baktı ama kimse gelmemişti arkasından. Simyacı bile...
   Ağlamaktan kıpkırmızı gözleriyle dışarıyı izledi önce. Her şey ne kadar büyüktü şimdi. Etrafındaki otlar çiçekler onun boyundaydı. Peki şimdi ne yapacaktı, ailesine bunu nasıl açıklayacaktı. Ağlaması biraz geçince, otların üzerine uzanıp kafasını patilerinin arasına aldı, tam düşünmeye başlamıştı ki bir ses duydu.
  Biri, "Masal nerdesiin Masaal" diye ona sesleniyordu. Ama annesi veya abileri, hatta hiç kimse onun burada olduğunu bilmiyordu ki, kimdi bu şimdi. Kafasını kaldırdığı anda uzaktaki bağıranın kim olduğunu gördü. Şaşkınlıkla sevinç arası açıldı gözleri. Köpük'tü bu, evet ta kendisi. Masal hemen "Köpük burdayım ben" diye bağırdı.
   Köpük bu sesi tanıyordu, Masal'ın sesiydi. Sesin geldiği yöne döndüğünde gözlerine inanamadı. Masal değildi ki o, gördüğü bir köpekti. Hemen koşarak gitti yanına.
    Masal Köpük'ün yanına gelmesini beklerken artık hayvanlarla gerçekten konuşabildiğini anlamıştı. Ama o hiç bu şekilde olsun istememişti ki.
Köpük'ün sesiyle kendine geldi. "Bu gerçekten sen misin Masal? O cadı mı yaptı sana bunu? Sana gitmemen için yalvarmıştım, cadının yanına gitmemen için bahçede benimle oynaman için çok havlamıştım.".
   "Evet Köpük, sana anlattığım o cadı beni bu hale getirdi. Ne yapacağımı bilmiyorum hiç bilmiyorum. Ben sadece senin beni anladığın gibi seni anlamayı istemiştim." dedi Masal ve yine minik gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.
   Köpük başını yana eğip merhametle baktı Masal'a. Doğduğundan beri tek arkadaşıydı bu küçük kız. Üzüldüğünü görmeye hiç dayanamazdı. Onu ne kadar çok sevdiğini düşünürken aklına bir plan geldi.
   "Dur ağlama Masal nolur" dedi ve patisiyle bir yandan onun başını okşarken bir yandan da planını anlatmaya başladı.

21 Ekim 2019 Pazartesi

Youtube Keşiflerim: Sevgi Choi (Choi Family) 👀

Birkaç gündür sadece yazılanları okuyorum ve yorum yapıyorum. İçimden gelmeden zorlamayla bir şeyler yazmayı hiiç sevmiyorum. Az önce de yeni bir video izledikten sonra kendimi burada buldum. Çünkü konuşmak istiyoruum :D Mutluyum.Öyleyse şöyle başlıyım:
Ben geldiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiim. Evet, i harfi koymaktan sıkılana kadar tıkladım tuşa blog :)
Keşfettiğim ve izlemekten çok keyif aldığım bir Youtube kanalı söyleyeceğim bugün. 
Adı Sevgi Choi.
Önceden Kore'deki günlük yaşamlarını paylaşan, şimdi ise Türkiye'den bize seslenen bir ailenin kanalı bu aslında. Kısa bir zamana kadar Sevgi, eşi Sungho, küçük ve aşşırı tatlı kızları Gece Luna ve köpekleri Paris'i içeren bir kanaldı. Fakat yakın zamanda oğulları Aslan da aralarına katıldı. Çok güleç ve size günün yorgunluğunu attıracak kadar sempatikler. Aralarında bazen Türkçe bazen İngilizce ve bazen de Korece konuşuyorlar. Konuştukları dil her ne olursa olsun altta diğer iki dil için altyazı mutlaka bulunuyor.
Özellikle kursa başladığımdan beri konuşma diline aşina olmama da fazlasıyla katkısı oluyor bu konuşmaların. 
Özetle, izlemenizi önerebileceğim kadar güzel bir kanal. Karşınızda içinizi ısıtacak bir aile bulacağınıza eminim.

Gününüz sımsıcacık geçsiin 💛 

30 Mart 2019 Cumartesi

Mim: Bir Şehir Olsam! 🙆

   Takip ettiğim bloglar arasında sevgili Sibella'nın mimini okuyunca çok sevdim ve ilk mim yazımı da yazmak istedim.
   Sibella'nın oluşturduğu bu ilk mimi okumanız için link bıraktım bile👉Sibella'nın Günlüğü
   Şehirler insana farklı anlamlar, farklı bakış açıları ve aslında başlı başına bir hayat sunuyor.  Dolayısıyla şehirler hayatımızda, anılarımızda çok büyük anlamlar taşıyorlar.
   Hem gezmeye çok vakit bulamamaktan hem de ailemin hepsinin tek bir şehirde toplanmasından dolayı çok fazla şehir gezmedim. Ama yine de benim için anlamı olan şehirlerden bahsetmek istiyorum ben de. Hadi hemen başlıyoruum 
   
Bir şehir olsam mesela hangisi olurdum?👀

Gönen (Balıkesir): Memleketim. Ailemin ve yedi sülalesinin yaşadığı yer 😄 Burada doğum büyüdüğümden ve merkeze gerçekten uzak olduğundan Balıkesirliyim demek oldum olası tuhaf gelir bana. Uzaklarda yaşadıkça özlüyorum orayı, bu kadar sevdiğimi bilmezdim.

Tokyo (Japonya): Heer zaman gitmek istediğim ve en çok merak ettiğim şehir olmuştur Tokyo. Benzer yerler değil de çok farklı yerleri görmek istiyorum hep.

Bursa: İlk okul gezime gittiğimde tanıdım Bursa'yı. Çook büyük gelmişti gözüme. Uludağ'ını da ayrı bir severim. Balıkesirli olmama rağmen Bursa'nın bize daha yakın olması sebebiyle de ailemle sık sık gittiğimiz şehir kendisi.

Çanakkale: Her zaman sıcakkanlı, barışçıl ve sevgi dolu insanların yaşadığı bir şehir olarak canlanır gözümde. Deniz kıyısı olması da ayrı bir çekiyor olabilir beni.

İstanbul: Yoğunluğundan her zaman korktuğum şehirdir ama bir o kadar da merak ettiğim. Evet İstanbul'a gittim ama ben asıl oraya aşık olan insanların düşüncelerini merak ediyorum. Umarım bir gün ben de İstanbul'u sevme şansına nail olurum.

Bandırma (Balıkesir): Liseyi okuduğum ilçee. Rüzgarı fenadır, esip kavurur o rüzgarlı soğuğu insanı. Yine de Göktuğ ile deniz kıyısına inip bütün dertlerimizden arınmak istediğimiz çok günümüz olmuştur.

İzmir: Bu şehri sona bırakmamın sebebi hayatıma inanılmaz fazla şey katmış olması. Benim aşık olduğum şehir de burası işte.  Hayatımı, fikirlerimi, yaşam tarzımı değiştirdi en nihayetinde. Güzel ve özgür günlerimin geçtiği hala da geçmeye devam ettiği , bana kokusunu bile özlettiren şehir. Hayatınıza ve yetişkinliğinize adım attığınız şehir olurya bazıları için , o benim için İzmir işte. Bundan sonraki hayatımızı da burada geçirmek dileğimiz..❤

Bir şehir olsam İZMİR olurdum...

23 Mart 2019 Cumartesi

Favori Kanall

      Youtube'ta izlediğim bir kanal önereceğim bugün. 321GO. Toplumda kabul görmemiş ya da topluma giremeyen insanlarla ya da topluma ters olan bazı mesleklerle olan röportajları içeriyor bu kanal.  Bu insanlar hakkında toplum bazında çok merak edilen sorular sunucu tarafından soruluyor. Konuk olan kişi de içinden geldiği gibi cevap veriyor. Gerek sigara içiyor gerek siyaset yapıyor gerek argo konuşuyor gerek gülüyor gerek ağlıyor. O an içinden nasıl geliyorsa o şekilde konuşuyor. İnsanlar en iyi böyle dökmez mi zaten içini. Kasıla kasıla, yanlış yapmamak için korkarak konuşan bir insanın dilinden dökülenlerin, kalbinin en dibinden gelmediğini bilirsiniz.
     Bu kanal bana oldukça samimi ve cesur geldiği için her bölümünü kaçırmadan izliyorum, hiç ilerletmeden hem de. Toplum tarafından örselenmiş insanların neden örselendiklerini az çok biliyorum fakat örselenen insanların tarafından da yeterince bakamadığımı gördüm videoları izlerken. Ne kadar bakmaya çalıştıysam da bu zamana kadar olmamış olamamış.
     Transeksüel, Feminist, Avukat, Minik insan, Ateist, Eski mahkum, Görme engelli, Eski eroin bağımlısı, Evli eşcinsel, Seksolog, Satanist. Benim izlediklerim bunlardı. İstisnasız hepsini asla ileriye almadan, her dakikasını kendimi tamamen videoya vererek, kendimi konuğun yerine koyarak izledim. Her videodan çıkardığım dersler inanılmaz büyüktü.
   Favorilerim eski mahkum, evli eşcinsel, seksolog ve avukat bölümüydü. İzlerseniz bunlardan başlamanızı öneririiim.
Kendinize iyi bakııın 💛💛
    
Dipnot: İsterdim ki feminist bölümü de güzel olsun ki insanlar yanlış feminizm algısından çıksın. Feminizmin amacının aslında kadının erkekten güçlü olduğunu kanıtlamak değil de kadın-erkek eşitliği olduğunu anlasın. Ama feminizmi anlatmak yerine dibe batıran sözde bir feminist getirmişler konuk olarak. 

Yaşanılası

  Allah der ki “Kimi benden çok seversen onu senden alırım”…. Ve ekler: “Onsuz yaşayamam” deme, seni onsuz da yaşatırım.   Ve mevsim geçer, ...