Mim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Aralık 2019 Pazar

2020'den Beklentiler - MİM 🎈

2020 yeni yıl ile ilgili görsel sonucu"

   Sevgili Hayat Yazıyor blogunun sahibi başlatmış bu güzel beklentiler mimini. Beni de cevaplamam için, yazılarını ve hayatını okumayı çok sevdiğim Kaplan Diary blogunun sahibi mimlemiş. Çok teşekkür ediyoruum.
   Resmen 2020 geldi, dayandı kapımıza. Ne çabuk geçiyorsun zaman. Ben daha 15 yaşıma 18 yaşıma girmenin hayallerini dün kuruyordum sanki. 15 yaşımda araba sürmeyi öğrenecektim, 18 yaşıma girdiğim zaman da ehliyetimi alacaktım hemen. Hayallerimin büyüklüğü :D  Artık her şey üstüme üstüme geliyor gibi. Ben büyüdükçe hayallerim küçülüp hedeflerim büyüyor gibi hissediyorum.
   Neyse mime geçelim de yeni hayallerimden tamamlanmayı bekleyen hedeflerimden bahsedeyim.

   2020 yılına dair beklentileriniz nelerdir? 

   Düşündüm bunu bayağı bir blog. Beklentiler silsilesi hiç dinmiyor içimizde ama böyle birden sorulunca zihne hemen cevap düşmüyor.
   İlk olarak atanıp bir para kazanayım ben artık, istiyorum bunu. İzmir'e atanmam lazım bir de, vazgeçemiyorum bu şehirden. Sonra da tabi yüksek lisansıma başlamak. Yüksek lisanstan önce bir de su gibi İngilizce makale çevirileri yapmam gerektiği için enine boyuna bu dilimi geliştirmek istiyorum. Hep bir yurtdışı hayalim vardır ama içimde baskılamışımdır, çünkü "yabancı dilin yok İrem senin, nereye gidiyon sen" derdim.
   Hayatımı enine boyuna düşünenlerden oldum hep. Hiçbir şey düşünmeden dert etmeden yaşamayı öğretmedi bana ailem açıkçası. Okulda hep başarılı olmak(şaka değil ilkokulda 85 aldığımda neden 90 üstü olmadı acaba diye düşünen bir ailem vardı😄) , fen lisesini kazanmak, iyi bir meslek sahibi olmak(kime göre iyiyse artık) , sonra da rahat bir yaşam sürmek için var gücünle çabalamak, tüm bunlara kafa yormak...
   Dolayısıyla 2020 yılında daha rahat bir kafayla yaşamak da beklentilerimin arasında.
   Tabi tümm bunların yanında ailemle, Göktuğ ile ve tüm sevdiklerimle sağlıklı huzurlu şekilde bir yıl daha geçirebilmek istiyorum. Yaş aldıkça sevdiklerimin kıymetini daha çok anlıyorum sanki. Birini bile kaybettiğimi düşünmek gözlerimin hemen dolmasına yetiyor. 
   Blog yazmaya devam etmek istiyorum bu yıl da. Geçen sene bazı sebeplerden sonra içimden gelmeyince devam etmemiştim, sonra yoğun özlemle geri dönmüştüm. Bu yıl öyle olmamasını tüm kalbimle diliyorum. Daha çok kitap okumak istiyorum. Şuan beynim hep dolu gelecek telaşlarımla, bu yüzden kitaba veremiyorum kendimi. Kitap okuyacağım vakti neden ders çalışmakla geçirmiyim ki diye diye boşluyorum okumayı. 
   Ülkem ve İzmir için de daha güzel bir yıl olmasını diliyorum demekten başka çare gelmiyor elimden. Kadınların bu ülkede yüzü gülsün istiyorum artık. Fizikselinden ruhsalına, cinselinden ekonomik olanına kadar her türlü şiddet son bulsa keşke bir anda. Ama kadınlarımız güçlendikçe ,özellikle kırsal kesimdeki bu zorbalıkların sona ereceği umudundayım. O yüzden kadınların var gücüyle okumak ve kendi ayakları üzerinde durmayı çok istediği bir yıl olmasını istiyorum 2020'nin. 
   Depremsiz, selsiz, barışçıl ve ayaklarımızı yere sağlam basabildiğimiz bir yıl olsun bu yıl 💛
   Kalbimden kalemime dökülenler bu kadardı sanırım.
   Aaaa unutuyordum az kalsın. Bu yıl bir arabam olursa da çok mutlu olurum, söylemeden geçemezdim :D
   Bu mime dair yazılarını mutlaka okumak istediğim blogger arkadaşlarımı mimliyorum. Yapmak isteyen herkesi de davet ediyorum. Yazdıkça gerçekleşir belki beklentilerimiz :)
   
   
   

10 Kasım 2019 Pazar

Kasım Ayı Meydan Okuması ( 9. ve 10. Gün) The End 😞

  9. Soğuk kış günlerine geçiş yapıyoruz artık. Bu kış günlerinde pişirip yemekten keyif aldığın bir tarifini paylaşır mısın? Mesela meşhur bir kekin, ya da kurabiyen var mı? 

Tatlıyı genelde sevmem, aramam yani. Bir büyük pasta ile tek bir poğaçayı yan yana koysanız poğaçayı seçerim. Ama bu meydan okumanın 9. günü beni bir günlüğüne benliğimin dışına çıkardı ve yazılan tüm tarifleri okudukça canım istedi okudukça tatlı aşerdim 😄 Sevineyim mi üzüleyim mi bilemedim :) Neyse benim doğru düzgün bir tarifim olmadığını söylememe gerek yok artık sanırım anladınız siz :D
   Amaa çok bir şey bilmesem de 2-3 seferdir yaptığım bir yemek var. Biraz uğraştırıcı ama benim için en güzel şeylerin bir araya gelmesiyle en sevdiğim yemeklerden biri oluverdi.

Arkadaki karışıklık için pardoon, günün birinde burada sergileyeceğimi hiç düşünmemiştim :D

Fırında Köfteli Patates Püresi

  • Önce patates püresi için 4-5 orta boy patatesi haşlamak için soyarak tencereye koyuyoruz.
  • Normal her zaman yaptığımız köfte harcını hazırlayıp küçük toplar halinde yuvarlayarak kızartıyoruz.( Çok fazla kızarmasınlar, sonra fırına koycaz çünkü.) Sonra onları soğuması için bir tabağa alıyoruz.
  • Bir tavada biraz tereyağı kızdırıp üzerine 3 orta boy domatesi rendeleyip ekliyoruz. Yarım yemek kaşığı salça ve baharatları ekleyip bir sos hazırlıyoruz.
  • O arada patatesler haşlanmıştır. Onları alıp patates püresi haline getiriyoruz, yumuşaması için biraz süt ve baharatlar eşliğinde tabiki :D ( biraz cıvık yapın ki fırına girdiğinde kurumasın)
  • En son orta boy bir borcama patates püresinin tümünü yayıyoruz. Üzerine köfteleri biraz bastırarak yerleştiriyoruz. Genelde köftelerin üstüne gelecek şekilde domates sosumuzu da kaşıkla koyduktan sonra önceden ısıtılmış 180 derece fırında 30 dakika falan pişiriyoruz.
  • Sonra çıkartıp üzerine rendelenmiş kaşar ekleyip bir 10 dakika daha fırına veriyoruz. 
  Ve afiyet olsuuuun :))
Tabiki bu benim tarifim değil internette görmüştüm ama neden tarifini vermeyeyim ki 😄 Bu kadar uğraşıp denerseniz beni anmayı unutmayın, yorulacaksınız ama iyi anlamda anın nolur 😍


10. En son gördüğün en güzel manzara neydi? İstersen anlat istersen fotoğrafını bırak.

    En son gördüğüm en güzel manzara geçen sene hastanenin doğumhanesinde staj yaparkendi :D 10 yıldır bebeği olmasını isteyen 39 yaşındaki bir annenin ikiz bebeklerini kucağına alışı ve emzirme çabasıydı. Hem hüngür hüngür ağlıyor hem de kahkaha atıyordu.  Hangi gözyaşının hangi duyguyla aktığı bile belli olmuyordu.
Hatırladığım en güzel en duygulu manzara buydu.

Kasım ayının ilk 10 gününü meydan okuyarak geçirince bu ayı bitirmişiz gibi hissettim valla.
Tekrardan Zeynep'e ve soruları yazanlara çok teşekkür ediyorum.
Devamı da gelsiiin ben hemen atlayabilirim bu ve türevlerine..
Bu ay ne kadar hüzünlü bir ay olsa da sağlıklı mutlu huzurlu günleriniz olması dileğiyle..

9 Kasım 2019 Cumartesi

Notalarla Yolculuk - MİM 🎶

   Bazı şarkıların bize her seferinde aynı şeyleri hissettirdiğini farkettiniz mi? Bazen kaybettiğimiz bir yakınımızla olan anımızı, bazen kahvesini yudumlamayı çok sevdiğimiz bir kafeyi, bazen çocukluk arkadaşımızla yaşadığımız hüzünlü hatıramızı, bazen eski bir sevgiliyi, bazen en uzun otobüs yolculuğumuzu ve daha bir çok şeyi... Bazen de hiçbir anısı olmadan sadece hissederiz.
   Şarkılar konuşan duygularımız gibi...

zaman çabuk geçse de anılar eskimiyor ile ilgili görsel sonucu"

   Dinlediğimiz veya dinlemeyi en çok sevdiğimiz şarkıları, bize hatırlattıkları anılarla ve hissettirdikleriyle birlikte paylaşmanın çok güzel olabileceğini düşündüm. 
   Böyle bir etkinlik daha önce yapıldı mı bilmiyorum ama başlatmak istiyorum.
   Müzik dinlemeyi seviyorum, her seferinde gözlerimi kapattığımda aynı şarkıyla, aynı yere aynı duygulara seyahat etmeyi çok seviyorum. 
   Hadi gelin, hislerinizin en çok yoğunlaştığı 2 şarkınızı seçin ve bize her bir şarkıda, gittiğiniz o anı, o hatırayı veya o hissi anlatın !! 
   
 O zamann başlıyorum ben.


    Cem Karaca, dinlemeyi en çok sevdiğim sanatçıların başında gelebilir. 
  Ne yalnızlık ne de yalan üzmesin seni. Doğarken ağladı insan. Bu son olsun, bu son...
   Her dinlediğimde gözlerimde yaşlar birikir, özellikle dedemi kaybettiğimi öğrendiğim o an gelir gözlerimin önüne. Kazadan sonra 99 gün yoğun bakımda kaldıktan sonra 100. gün kardeşim beni arayıp dedemin durumu kötüleşmiş, birazdan seni almaya gelicez, hastaneye annemin yanına gideceğiz dedi ve benim hayatımda yaşadığım en kötü andı bu an. Gönen'den Balıkesir merkeze normalde 2 saat süren yolu 40 dakikada aşarken hissettiğim anları hissediyorum bu şarkıda tam olarak. Güçlü olmam gerek ama güçlü olamam, küçüklüğümün eğlence kaynağı olan, kalbi dünyada tanıdığım insanların hepsinden temiz olan adam ölüyor. Ve ben onu yüz günde sadece 2 defa görebildim. İkincisinde içerideki sürem bittiği için yanından giderken "Benim gitmem gerek artık, bizi bırakma nolur dayan" dediğim anda daha önce dediklerime hiç tepki vermeyen insan ellerinin arasındaki elimi sıkıp kendine doğru çekti ve başını bana döndürmeye çalışıp büktü boynunu. Gözlerinin kenarında aşağıya akmayı hazır bekleyen bir gözyaşı gördüğüm o anı da hatırlıyorum bu şarkıyla.
  O yüzden bir şarkı ne kadar özel olabilirse o kadar özel , ne kadar anlatılmaz yaşanır olabilirse o kadar benim için.


Bazen bu şarkıyı her yerde duymaktan özellikle çoğu düğünde dinlemekten oldukça sıkıldım ama vazgeçemiyorum. Bir çok hissi bir arada yaşatıyor bana. Son 7 yılım gibi... Çünkü mutluluklarım,hüzünlerim, sevinçlerim, yorgunluklarım, özlemlerim; hepsini bir bir anlatıyor bana.
   Şarkının Türkçe anlamının da bunda çok etkisi var tabi. Göktuğ'un bunu ilk dinlettiği anı iyi hatırlıyorum. Sözlerini anlamadan bile sevmiştim.
   Bu şarkının başı biraz daha yavaş başlayıp ortalarına doğru hızlanıyor. Bizim hayatımızı anlatmanın dışında ritmini de yaşıyor gibi  :)
   16 yaşında küçük bedenlerle küçük kalplerimizle ama mantığımızı asla ekarte etmeden başlamıştı ilişkimiz. Buraya kadar varacağını kim bilebilirdi ki. Midemde kelebekler uçuştuğu, ellerimin terlediği, kalbimin taşikardik seviyedeki halini hatırlıyorum bununla. Belli bir anıyı değil yani bir çok hissi bir arada yaşıyorum. Her anı gözlerimin önüne kısa film olarak gelip gidiyor. Bu fotoğraf akışını başka hiçbir şarkıda bulamadığım için dinlemeye doyamıyorum. Otobüste pencereden uzun tepeleri izlerken, caddede yürürken, evimdeki koltukta uzanırken, durakta beklerken... Her çalışta aynı anlara dönüyorum, bir kez daha aşık oluyorum.
"Cause we were just kids when we fell in love. Not knowing what it was."
💧💧💧

  Benim seçtiğim, dinlerken farklı diyarlara farklı yıllarıma bambaşka anlarıma yolculuk ettiğim iki şarkım bunlardı. Hislerimi de en şeffaf şekilde paylaşmaktan büyük keyif aldım.
 
  Şimdi ben 3 kişiyi bu etkinliğe davet ediyorum. Davet edilenler de 3 kişiyi davet ettikçe etkinlik büyür belki ☺ Etkinliği seven ve isteyen herkes de yapabilir tabiki çok sevinirim, çok. 
Bu şekilde hem bilmediğimiz şarkılar öğreniriz hem de onların hikayelerini. Dolayısıyla ilk dinleyişte hoşlanmadığımız şarkıları bile farklı anıları hatırlayarak tekrar dinleme şansına erişebiliriz.
   Kendinize çok çok çok iyi bakın, hoşçakalııın ❤

Mimlediklerim:
Kağıttan Dünyam
Sade ve Derin
Kaystros Tyrha

8 Kasım 2019 Cuma

Hakkımda Bilmediğiniz 11 Şey 🙆

   Merhabaaaa,
   Lerzan Kara'danın başlatmış olduğu, Deep'in de beni çağırdığı bu etkinliği de çok sevdim. Hemencecik soruları cevaplıyoruuum 🙋


Kendinde sevmediğin özelliğin nedir?

   O kadar çok ki sevmediğim özellik, cidden tam benlik soru. Bana en çok zorluk çıkartan yönüm kesinlikle sinirlenince sesimin tonunu ayarlayamamam. İkincisi de kendime karşı çok acımasız olmam olabilir. Buraya tekrar tekrar sevmediğim yönlerimi yazarsam kendimi sevmeyi devre dışı bırakırım diye korkuyorum :)

En büyük takıntın nedir?

   Takıntı mı bu bilmiyorum ama mesela bir mağazada yada küçük bir dükkanda farketmez, o dükkana giren kişi asla satıcıyı yada satış elemanını hor görür gibi üstten bakar gibi " sen " diye hitap ederek konuşmamalı. O kadar çok sinir oluyorum ki buna. Dışarıdayken insanların davranışlarını gözlemlemeyi gerçekten çok seviyorum ve görüyorum ki sen diye hitap edilen insanların suratı bir anda değişiyor, çoğunlukla ekşiyor. Biri yanımda başka birine üstten bakan ses tonuyla "bir bakar mısın, hey sen" diye seslendi mesela geçen gün. Çok sinir bozucu değil mi, bir tek ben miyim bu duruma sinirlenen? Özellikle tavır ve ses tonu çok önemli tabi bunu belirtmeliyim. Çok uzattım yine aman allahım. Gelsin diğer soru :)

Kimsenin bilmediği bir sırrın var mı?

   Yoo, aynı kişinin bildiği birçok sırrım var. Ama sana söylememmm blog :D

 Hayattaki en büyük başarın nedir?

   Şuan hayatımda büyük başarı diyebileceğim bir şey yok benim ya. Daha ne kadar yaşadım ki, iş tecrübem bile yok. Mesela başarısızlıklarımı sorsan çok şeye cevap verirdim. İlk soruda kendime ne kadar zararlı olduğumu söylemiştim hatırladın mı blog bak :D
   Aaa şimdi aklıma basit bir şeyy geldi, çok büyük başarıydı o zaman benim için. 7. Sınıfta okulda her hafta yapılan bir deneme sınavında 34. olmuştum. Başta takmamıştım. Ama tüm arkadaşlarım gün içinde gelip gelip ''İrem noldu sana bir an listede yanlışlık var sandım'' dedikçe devreler yandı bende. Gittim boş bir tuvalette ağladım bir güzel. Nasıl bir hırs yaptıysam artık bir dahaki haftaki denemede 1. Olmuştum. Benim gibi herkes şok olmuştu.Çünkü ben sadece ilk 10'a sonlarından girebilen bir öğrenciydim.  Aklıma gelen en başarılı hissettiğim andı :D Aman ne büyük haz :)))

Seni en mutlu eden şey ya da şeyler nelerdir?

   Güzel bir kahve kokusu, kibar insanlar, güneşli ılık hava, çok beğendiğim bir kitabın daha başlarında olmam falan filan :))

En sevdiğin ünlü kim?

   Bu soruda aklıma ilk gelen ünlü Cem Adrian oldu. Çünkü konserine gitmeden önce onun hakkında hiçbir şey bilmeden sadece şarkılarını çok sevdiğimi ve beni dinlendirdiğini hissediyordum. Konserinde konuşmalarına, tavrına, esprilerine ve özellikle egosuzluğuna hayran kaldım. Seviyorum yani. Bu arada Cem Adrian'ın ses tellerinin normal bir insanınkinden 3 kat uzun olduğunu biliyor muydunuz? O muhteşem sesleri çıkarmak başka bir mucizeyle mümkün olamazdı zaten :)

Şansa inanır mısın? Şans getirdiğini düşündüğün eşyan var mı?

   Şansa inanırım ama ne yazıkki hep şanssızım. Oyunlarda da katıldığım çekilişlerde de bu hep böyle oldu. Belki bir gün yüzüme güler. Gülene kadar çekilişlere babamı sokuyorum. Babam şans abidesi olabilir :) Şans getiren eşya varsa bana da haber verin nolur :D

Hayalindeki meslek ve nedeni? 

   Küçüklüğümden beri annem beni eczacı kızım benim diye severdi. İlkokul birinci sınıftaki okuma bayramımızda eczacı olmam da bu yüzdendi. Sonra bu fikirlerim değişti tabi ama sağlıktan hiç kopmadım, aklımda hep insanlara yardım ettiğime birebir şahit olmak vardı. Sonra bu meslek hayali diyetetiğe ve psikolojiye kaydı. Sonuç değiştiremem tabi, mesleğimi de seviyorum ama sanırım aklımda hala bir psikoloji var, inkar edemem :)

Kafan bozukken yaptığın şeyler nelerdir?

Eğer bir şeyden dolayı kafam bozuksa onu düşünmemek için temzilik yapabilirim dizi film izleyebilirim.Bana onu düşündürtmeyecek her şey yani :D Eğer birine kafam bozuksa da uyurum net.

En sevdiğin film ya da dizi?

   En sevdiğim dizi için bir çok seçeneğim var , aklımda deli sorular. Tek bir cevap vermem gerekiyorsa en son 9. Sezonunu izlediğim "The Walking Dead" demek istiyorum. Film olarak da "Babam ve Oğlum" diyeceğim. Defalarca izleyebilirim. Her seferinde Göktuğ ile ağlamak suretiyle izleyebiliriz.

Kendine hangi sorunun sorulmasını isterdin ve cevabın ne olurdu?

   Çok ütopik bir şey değil benimki. Son 4 senedir neden hemşireliği seçtiğimi soruyor neredeyse herkes? Ben de buradan bir açıklık getiriyim diyorum, yine kimse duymayacak olsa da..
  Daha bugün kurstan yeni tanıştığım bir arkadaşım da bana bu konudan bahsetti. "Çok sosyalsin ve tatlı bir sohbetin var" dedi önce. Devamında da "Hemşirelik mesleği sana pek uygun olmamış sanki" dedi.
   Ellerimi yanlara açıp yüzüne doğru "Neden?????" demek isterdim ama otobüse binmek zorunda olduğumuz bir andı ve soramadım, geçti.
   Yani sosyal ve hoş sohbet olmam için teşekkür edebilirim belki ama sen hoş sohbet olmamdan memnunsan hasta ve yakınlarının da bundan memnun olmasını istemez misin? İnsanlar bunca yıl hemşirelerin suratsız ve kaba olduğundan yakınırken biz ısrarla bunu değiştirmeye çalışan bir nesilken bunu söylemek niye?
   4 sene boyunca bu aşılandı bize, abartmıyorum gerçekten. En az haftada bir hocamız illaki şu cümleyi kuruyordu: "Yatakta yatan ya da yanında bekleyeni kendi anne veya babanızmış gibi düşünmeyi unutmayın."
Bu cümle hala benim beynimin içinde yankılanır, hasta odasına her girişimde de yenilenir, güçlenir.
   Bizim de kendi sorunlarımız olabilir ve bazen gerçekten suratsız olabiliriz tabiki, ama şuan bizim haklarımızdan değil genel hemşirelik durumundan bahsettiğim için bu konuya girmedim.
Neyse sonuç olarak mesleğimi isteyerek seçmedim, ama şuan geliştirmek için kendimi adayacak kadar çok seviyorum. Eğer sohbetim iyiyse hastalarımla da yanındaki çoğu zaman çaresiz hisseden yakınlarıyla da bunu paylaşmaktan çekinmek istemiyorum. Ben boşuna sağlık seçmedim, insanların yüzündeki gülümseme odadan çıkarken her şeyime bedel oluyor.
                        ................................
Eveet bir mimi daha çok konuşarak sonlandırıyorum. İsteyen herkes yapsın bunuu. İçimi döktüm yahu, pirüpak oldum yine. Kısa sürmez umarım 😄

Kendinize çok iyi bakııın 💜

6 Kasım 2019 Çarşamba

10 Yaşıma Uzanan Mektup - Mim

   Mimi Deep (Sade ve Derin)'in blogundan okuyunca çok heyecanlandım ve yapmaya karar verdim. Sevgili Sessiz Umman başlatmış. Deep sayesinde onun da blogunu keşfetmiş oldumm. Mimi cevaplayan arkadaşlarımın mektuplarını da okumaya doyamadım. 🙆
   Aslında bu mimde sadece 13 yıl öncesine gideceğiz. Okuduğum blogger arkadaşlarımın içinde 50 yıl öncesine gidenler olduğu için bana çok da bir şey anlatamayacakmışım gibi geliyor mektupta ama olsun. Bir başlayalım belki gelir gerisi. Belki de o 10 yaşındaki kıvırcık kıza söyleyeceklerim çoktur.


    Sevgili kıvırcığım,
   Öncelikle şuradan başlamam gerekir ki ileride bu gür saçın hala var olacak ama kıvırcıklığından eser kalmayacak. Çünkü annen saçlarını kısa kesecek çok yakın bir zamanda. Eğer o sınıfındaki ismini hatırlamadığım kız yüzünden bitlenmeyi önleyebilseydin saçlarının kesilmesini de önleyebilirdin belki bilmiyorum.
   Şuan hayata dair çok amacın yok biliyorum. Sadece annenle baban artık kavga etmesin istiyor olabilirsin, çok şey yaşadın biliyorum. Ama kötü günler geride kalacak, daha iyiler. Aklın orada kalmasın.
   Liseye kadar çok başarılı devam edeceksin derslerine. Evet Fen Lisesi kazanacaksın ailenden pek de uzağa gitmeyeceksin ama yurt deneyimi yaşayacaksın. Bu yurt deneyimi hayatın ve seçimlerin için inanılmaz şeyler katacak sana, erken olgunlaştıracak seni.  Ve seni üzmek istemezdim ama lisede derslerinde çuvallayacaksın. Hazır ol diye söylüyorum bunları sana. Şok olma nolur. Sadece hayatın keyfini çıkar. Sen çıkarsan da çıkarmasan da yıllar geçiyor.
    O lisede mutlu olmanı sağlayacak tek şey ikinci sınıfta tanıştığın erkek arkadaşın olacak. Ona sımsıkı tutun dememe gerek yok, çünkü hayattan azıcık da olsa tat almayı ancak onun sayesinde başarabileceksin. Söylememe gerek yok sanırım ama hala onunlasın.
   Ha bu arada okuldaki yönetime ve hocalarının bazılarına gerektiğinde karşı çıkmayı bil lütfen.
   Ailenden çok fazla destek görmeyeceksin bu konuda, 'her zaman öğretmen iyisini düşünür' diye yetişmişler haksızlık etmeyelim ama sen tek başına karşı çıkabilirsin hepsine. Seni ve arkadaşlarını sadece yurtta kaldığınız için aşağılamaya kalkan okul müdürü sana bağırmaya yeltenip okuldan atmakla tehdit ettiğinde ve din öğretmeninin sana bir konuda iftira attığında lütfen ileride mutlaka onların karşısına çıkacağını söyle. Ne yaparlarsa yapsınlar bildiğin yoldan dönme, sen doğrusun, onlar kötülüğün vücut bulmuş hali.
    Üniversitede hiç tahmin etmediğin bir şehri ve neredeyse Z planı olarak gördüğün bir mesleği kazanacaksın. Ama merak etme o direttiğin sağlık alanındasın. Hatta yüksek lisans için diretiyorsun şimdi de :) Bu konuda son söyleyeceğim şey lütfen İngilizce'ye yabana atma ve kendi başına da bir şeylere çabala.
   Çevrendekiler bu meslek seçimin yüzünden ne kadar sırt çevirse de sana, umursama. Hepsi, özellikle annen en sonunda kabulleniyor bu durumu, yeter ki sen mesleğinin ve seçiminin arkasında dik dur. Ağlamaktan bunu pek başaramayacaksın ama dene.
    Kendini bazı anlar yalnız bazı anlar çaresiz hissedeceksin. 'Bu halim ebedi kalacak bu durum asla düzelmez' diyerek uyuduğun günler geçiyor güven bana. Bitmez dediğin her günün ardından o güneşi batırıp ertesi gün yepyeni bir güne uyanıyorsun.
   Üniversiteyi kazanarak gittiğin şehirle birlikte ruhunun her yerine işleyecek özgürlük ve sen kendini bulacaksın tam anlamıyla. Kendin gibi hissederek düşüncelerini söylemekten pek de korkmayacaksın. Kendini tanıdıktan bir süre sonra da blog yazmaya başlayacaksın. Öyle tuhaf tuhaf bakma kağıda, şuan b'sini bile bilmiyorsun biliyorum ama karşına çıktığında düşüncelerini açıklayabildiğin bu yeri bulduğun için çok seveceksin.
   Görünüşünü ve kullanmaya yeni başladığın gözlüğün sana yakışmadığını kafana takmamaya çalış, Lise sonda o gözlükten lense geçiş yapacaksın ve arkadaşların evrim geçirdiğini düşünecek. Çok şaapma yani, geçecek 😁
    Gülüşün hala değişmedi. Sana kapı zili lakabını takacak olan sevgilin her an bu zili çalmaktan çekinmiyor.
   Hala insanlarla telefonda konuşmayı çok sevmiyorsun. Hala az arkadaşın var ve bu durumdan mutlusun. Annenin seni düzeltmeye çalıştığı şu konu var ya sinirlendiğinde sesinin yükselmesi durumu hani. Hah bu durumu biraz törpüleyeceksin ama yeterince iyi olamadın hala.
  Ve sana yalvarıyorum çevrendeki herkesle bol bol fotoğraf çekin, onları her mutlu anda konuştur çektiğin videolarda. Çünkü daha sonra elinde bir tek o güzel anılar kalacak.
   Son olarak lütfen yakın sandığın arkadaşlarına bile içindekileri tamamıyla anlatma. Üzüleceksin onları yüzüne vurduklarında.
   Sana söyleyebileceklerim bu kadar Küçük Ben.
   Gülüşünü hiç kaybetme. Yıllar çabuk geçiyor.
   Seni sen olduğun için çok seviyorum


İmza
23 yaşındaki Sen
6 Kasım 2019 / 18.30

Ben mimlenmeden fikri çok sevdiğim için yaptım. Okuyan ve 10 yaşına seslenmek isteyen tüm arkadaşlarım yapabilir tabiki, hepsini okumaktan büyük mutluluk duyarım. , Benim mimlediklerim de şöylee:

Esaretsiz Tilki
Yaşamdan Yazılar
Nuroviç

Hep sevgiyle kalııın💓

 

31 Ekim 2019 Perşembe

ANLAT BAKALIM - MİM

   Bu harika mim olan ortak öykümüzü sevgili Sessiz Gemi- Bahçada Yeşil Çınar yazısıyla başlattı. İkinci bölüm Sade ve Derin- Masal, üçüncü bölüm Kuyruksuz Kedi Manxcat- Yabancı, Dördüncü bölüm Ebrar- Felsefe Taşı, beşinci bölüm Ebem Kuşağı- Kendini Aramak, altıncı bölümü Fatoş- Mor Yaratık, yedinci bölüm Kaystros Tyrha- Cadının Öfkesi tarafından yazıldı. Sekizinci bölüm olan Köpük'ün Planı adlı yazıyı da ben yazdım. Benden sonraki bölümü yazması için Farklı Diyarlar'ı mimliyorum.
   Mime katılan ve katılacak olanlara teşekkür ediyorum. Büyük bir keyifle yazdım, sizin de keyifle okumanızı diliyoruuumm ❤


  Köpük'ün Planı

  Simyacı Masal'ın bu halini görünce gözlerine inanamadı önce, hemen kendi vücudunu kontrol etti . Çok şükür ki normaldi. Cadının yeri göğü inleten kahkahasıyla kendine gelip sessizce "Masal" diyebildi sadece. Beyni ona oyun oynuyor sanmıştı ama Masal karşısında duruyordu işte. Cadı onu bir köpeğe dönüştürmüştü.
   Masal şaşkınlıkla korkuyla ya da tam olarak ne olduğunu bilmediği bir duyguyla dört ayağının üzerindeydi şimdi. Tahmin ettiği şey gerçekleşmiş miydi yoksa. "Ne yaptın bana?" diyebildi mırıldanırcasına.
   Cadı, herkesin içini ürperten o bet sesiyle küçük kıza döndü. "Hayvanlarla konuşmak istemen beni çok etkiledi küçük kız. Ya da minik köpek mi demeliyim? Hadi şimdi git konuş onlarla ve bir daha benim mağarama girmeye kalkma sakın, yoksa bu sefer seni minik bir kaplumbağaya dönüştürürüm" derken uzun siyah tırnaklarını Masal' ın gözlerine sokarcasına  yaklaştırdı. Bir kez daha kahkahası yankılandı mağaranın örümcek ağlarıyla dolu duvarlarında.
   "Hayır hayır ne olur beni eski halime çevir. Anneme abilerime nasıl açıklarım yoksa. Ben sadece minik dostlarımla konuşabilmek istemiştim'' dedi ve ağlamaya başladı Masal. Hıçkırıkları duyuluyordu artık baykuş seslerine nazaran. Aynı köpeği Köpük gibi görünüyor olmalıydı.
   Cadı çoktan arkasını dönmüş kazanını karıştırıyordu ki Masal'ın sesini duyduğunda ona doğru döndü. Masal, cadının gözlerinden çıkan alevlerle tüylerindeki sıcaklığı hissetti ve aynı anda kendini mağaranın dışında buldu. Bir süre mağaraya baktı ama kimse gelmemişti arkasından. Simyacı bile...
   Ağlamaktan kıpkırmızı gözleriyle dışarıyı izledi önce. Her şey ne kadar büyüktü şimdi. Etrafındaki otlar çiçekler onun boyundaydı. Peki şimdi ne yapacaktı, ailesine bunu nasıl açıklayacaktı. Ağlaması biraz geçince, otların üzerine uzanıp kafasını patilerinin arasına aldı, tam düşünmeye başlamıştı ki bir ses duydu.
  Biri, "Masal nerdesiin Masaal" diye ona sesleniyordu. Ama annesi veya abileri, hatta hiç kimse onun burada olduğunu bilmiyordu ki, kimdi bu şimdi. Kafasını kaldırdığı anda uzaktaki bağıranın kim olduğunu gördü. Şaşkınlıkla sevinç arası açıldı gözleri. Köpük'tü bu, evet ta kendisi. Masal hemen "Köpük burdayım ben" diye bağırdı.
   Köpük bu sesi tanıyordu, Masal'ın sesiydi. Sesin geldiği yöne döndüğünde gözlerine inanamadı. Masal değildi ki o, gördüğü bir köpekti. Hemen koşarak gitti yanına.
    Masal Köpük'ün yanına gelmesini beklerken artık hayvanlarla gerçekten konuşabildiğini anlamıştı. Ama o hiç bu şekilde olsun istememişti ki.
Köpük'ün sesiyle kendine geldi. "Bu gerçekten sen misin Masal? O cadı mı yaptı sana bunu? Sana gitmemen için yalvarmıştım, cadının yanına gitmemen için bahçede benimle oynaman için çok havlamıştım.".
   "Evet Köpük, sana anlattığım o cadı beni bu hale getirdi. Ne yapacağımı bilmiyorum hiç bilmiyorum. Ben sadece senin beni anladığın gibi seni anlamayı istemiştim." dedi Masal ve yine minik gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.
   Köpük başını yana eğip merhametle baktı Masal'a. Doğduğundan beri tek arkadaşıydı bu küçük kız. Üzüldüğünü görmeye hiç dayanamazdı. Onu ne kadar çok sevdiğini düşünürken aklına bir plan geldi.
   "Dur ağlama Masal nolur" dedi ve patisiyle bir yandan onun başını okşarken bir yandan da planını anlatmaya başladı.

28 Ekim 2019 Pazartesi

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 9

   Edischar ve Taha'nın başlattığı Ağaç ev sohbetlerine hepp katılmak istedim ama bir türlü vakit bulamadım sanırım. Şimdi geldim burdayım.
Bu aralar Deep (Sade ve Derin), İrem Can(Konumuz Kitap) ile birlikte yürütüyorlarmış bu sohbetleri.   
   Bu haftanın konusunu da Sessiz Gemi (Kavanozdaki Beyin) ile birlikte seçmişler. Konu bir acayip güzel, o zamansa başlıyorum 😄

Rüya görüyor musunuz? Görüyorsanız, ne tür rüyalar görürsünüz? Rüyalarınızı hatırlıyor musunuz? Sürekli olarak gördüğünüz rüyalar var mı?
 
 Rüya görüyorum tabikiii. Ya ama benim rüyalarım hep korku dolu hep endişeli rüyalar. Rüyamda ağladığım da ağlayarak yada birine sitem ederek uyandığım da çoktur hatta. Daha üç gün önce oldu bu. Rüyamda annemle tartışıyordum. Bir çok kez karşılıklı bağırıştık rüyamda ama sonuncusunda sesli şekilde dile getirdim, aynı anda da uyandım zaten. Ne dediğimi ya da niye bağırdığımı sorma blog hatırlamıyorum :D Benim hep kendime zarar veren çok düşünen yapımdan böyle kötü rüyalar çıkıyor olsa gerek.
   Çok gerçekten çok üzüldüğüm rüyaları hep hatırlarım. 'Belki de daha çok üzüldüğün rüyalar gördün ama  hatırlamıyorsun' diyecek olabilirsin çok haklısın. Kendimle çeliştim ama silmeyeceğim cümlemi içimden öyle geldi :D
   Mesela küçükken çok iyi hatırladığım iki rüyam var, hemen birini olabildiğince kısa şekilde anlatıyım.
   5-6 yaşlarındayım, pazara gitmişiz annem ve yengemle beraber. O ikisi tezgahta bir şeyler bakınırken ben de kendi etrafımda dönüyorum. Annem sürekli "dönme kızım düşeceksin bak kapacaklar seni diyor" :D
Ben dinlemiyorum tabi devam dönmeye. Bir anda kendimi pazardaki süpürge satan teyzenin kucağında buluyorum. Bana " Ay sen ne güzel kızmışsın gel beni seni evime götüriyim benim kızım ol " diyor o arada da kollarımdan tutuyor beni, yüzümü seviyor falan. Etrafa bakınıyorum, anneme sesleniyorum ama göremiyorum. Sonra annemin eşarbını tanır tanımaz hemen teyzenin elinden kurtulup anneme koşuyorum. "Anne beni kapmaya çalıştılar" diye ağlıyorum sarılıyorum. Annem de sadece " Ben sana dönme demedim mi al işte " diyor. Cevaba bakın :D
    Ve ben bu rüyanın 14-15 yaşıma kadar gerçek olduğunu sanıyordum. Yani gerçekten böyle bir olayı yaşamışım gibi. Bir gün tesadüfen anneme anlatmıştım. Annem de "hayır bu anlattıklarının hiçbiri olmadı sen rüya görmüşsün" demişti. Ben şok :D
   Hep böyle gerçekçi rüyalar görmekten çok bunalıyorum vallahi.
   Ben de gökyüzünde uçtuğumu göreyim mesela, Deep gibi suya dalayım dimi :D Olmuyor çoğu zaman...
   Sürekli değil ama 3 -4 defa gördüğüm bir rüyamda da hep kuzenimi bir yılandan korumaya çalışırken yılan her defasında beni sokuyordu. Aşşırı acı vericiydi blog rüya olsa bile o zehri vücudumda hissetmiştim işte birkaç defa.
   Ayy çok uzattım bu konuyu ama çok sevdim ne yapayım, kendi kendime gülerek yazdım yazının tamamını.
  Yine bir ağaç evde buluşup sohbet etmek için görüşmek üzereee, katıldım gitti 😍


16 Ekim 2019 Çarşamba

Okul Mimi

Merhabaa, bir mimle geldim bu defa.
Sevgili Konumuz Kitap (İrem Can) harika bir mim oluşturmuş. Okul hayatımıza dair çok güzel sorular sorup hem sohbet hem öneri hem de eğlence içeren bir mim ortaya çıkarmış.

 Mimi ilk olarak Sade ve Derin bloğunda gördüğümde de yapmaya karar verdim.

O zaman güzel sorulara cevap vermeye davet ediyorum kendimi :D

1) İlkokulda nasıl bir öğrenciydin?
Sınıfta okuma yazmayı ilk söken kişiydim. Tek amacım derslerde bazen beni geçen bir arkadaşımı geçebilmekti :) Hatta İlkokul öğretmenimiz ikimizin de ailelerini okula çağırıp ''Kızlarınız ilk sınıfta öğrenecekleri her şeyi zaten biliyorlar isterseniz ikinci sınıfa atlayabilirler'' demiş ama ailelerimiz kabul etmemiş bunu. Her zaman da arkadaşlarım vardı çevremde ve her zaman öğretmenimiz beni başkan yapardı, sınıfı susturabilen tek kişi bendim çünkü :D

2) Dostluk kavramına inanır mısın? 
İnanırım tabiki ama ölümüne dostluğa pek inandığım söylenemez. Her insanın kötü bir yanı olabileceğine ve ölümüne dost olamayacağına inananlardanım. Şuan her şeyimi anlatabildiğim dostlarım var ve bazıları ile farklı şehirlerde yaşadığımız için onları çok özlüyorum. Hayallerimden biri de onlarla aynı şehirde olup çekinmeden, düşünmeden dertleşebilmek. İnsan sırlarını her halükarda saklayabilecek, derdini dinleyip sıkılmadan yol gösterebilecek insanlar bulunca çok bağlanıyormuş, anladım.

3)Okul hayatınızda en çok zorlandığınız ders veya dersler ya da önerileriniz var mı?
Lisede fizik kanayan yaramdı. Hiçbir zaman sevmedim ve yapamadım. Etrafımda da fiziği sonradan seven hiçbir insan görmedim. Seven yapıyordu sevmeyen de ağzı açık bakıyordu  :) Coğrafya'dan da önceki akşam sınava hiç çalışmadığım için lisede 45 almıştım ve okul sonuncusu olmuştum. Düşük notumu da dersi sevmememe bağladım yıllarca. Fakat Kpss çalışırken Coğrafya dersine aşık oldum. Dersi sevmeye çalışmayı önerebilirim herkese. Pes etmeyin :)

Öğretmeninizle yaşadığınız komik bir olay var mı?
Deep'in anısına biraz benzer olacak sanırım ama şuan aklıma gelen komik ve tuhaf durum sadece bu oldu. İlkokulda ödevlerimi her zaman tam olarak yapardım ve öğretmenim o yarıştığım arkadaşımla beni sınıfa örnek gösterirdi. Bir gün ders kitabında Türk bayrağını çizme ve boyama gibi bir bölüm ödev verilmişti. Gece onu yapmaya o kadar üşendim ki ödevi yapmadan gittim okula. Öğretmen benim yapmadığımı görünce ''Sen de mi İrem? Ben şimdi kimi örnek göstericem'' deyip başıma hafifçe vurmuştu.Aşırı utanmıştım. Tabi kötü bir durum gibi duruyor ama o kadar iyi kalpli o kadar öğretmek aşkıyla yanan tutuşan o öğretmenimin ölüm haberini aldığımdan beri bu anımızı hep gülerek hatırlıyorum.

Hiç sınıf başkanı veya başkan yardımcısı oldun mu?
Dediğim gibi sınıfı susturabilen tek kişi bendim ve ilkokul öğretmenim hep benim başkan olmamı isterdi sınıf da beni seçerdi tabi. Üçüncü sınıfta da ''artık yoruldum'' deyip sınıf başkanlığına geçmiştim :D

Hiç öğretmen olmayı düşündün mü? 
Aslında hep düşündüm çünkü etrafımdaki insanlar dersleri iyi anlattığımı söylerler. Ama öncelikli hedefim sadece sağlık alanında görmekti kendimi. Şuan da akademisyen olup bir nevi öğretmen gibi bir nevi hemşire gibi insanların hayatına ışık tutmak istiyorum :D

Öğretmenlik kadar insanların hayatına yön veren bir meslek yok bence, Tüm öğretmenlere selam olsun❤

Bu güzel soruları cevaplamak isteyen herkes mimi yapabilir. Cevaplarınızı okumayı çok isterim ☺
Haydi hoşçakalın

30 Mart 2019 Cumartesi

Mim: Bir Şehir Olsam! 🙆

   Takip ettiğim bloglar arasında sevgili Sibella'nın mimini okuyunca çok sevdim ve ilk mim yazımı da yazmak istedim.
   Sibella'nın oluşturduğu bu ilk mimi okumanız için link bıraktım bile👉Sibella'nın Günlüğü
   Şehirler insana farklı anlamlar, farklı bakış açıları ve aslında başlı başına bir hayat sunuyor.  Dolayısıyla şehirler hayatımızda, anılarımızda çok büyük anlamlar taşıyorlar.
   Hem gezmeye çok vakit bulamamaktan hem de ailemin hepsinin tek bir şehirde toplanmasından dolayı çok fazla şehir gezmedim. Ama yine de benim için anlamı olan şehirlerden bahsetmek istiyorum ben de. Hadi hemen başlıyoruum 
   
Bir şehir olsam mesela hangisi olurdum?👀

Gönen (Balıkesir): Memleketim. Ailemin ve yedi sülalesinin yaşadığı yer 😄 Burada doğum büyüdüğümden ve merkeze gerçekten uzak olduğundan Balıkesirliyim demek oldum olası tuhaf gelir bana. Uzaklarda yaşadıkça özlüyorum orayı, bu kadar sevdiğimi bilmezdim.

Tokyo (Japonya): Heer zaman gitmek istediğim ve en çok merak ettiğim şehir olmuştur Tokyo. Benzer yerler değil de çok farklı yerleri görmek istiyorum hep.

Bursa: İlk okul gezime gittiğimde tanıdım Bursa'yı. Çook büyük gelmişti gözüme. Uludağ'ını da ayrı bir severim. Balıkesirli olmama rağmen Bursa'nın bize daha yakın olması sebebiyle de ailemle sık sık gittiğimiz şehir kendisi.

Çanakkale: Her zaman sıcakkanlı, barışçıl ve sevgi dolu insanların yaşadığı bir şehir olarak canlanır gözümde. Deniz kıyısı olması da ayrı bir çekiyor olabilir beni.

İstanbul: Yoğunluğundan her zaman korktuğum şehirdir ama bir o kadar da merak ettiğim. Evet İstanbul'a gittim ama ben asıl oraya aşık olan insanların düşüncelerini merak ediyorum. Umarım bir gün ben de İstanbul'u sevme şansına nail olurum.

Bandırma (Balıkesir): Liseyi okuduğum ilçee. Rüzgarı fenadır, esip kavurur o rüzgarlı soğuğu insanı. Yine de Göktuğ ile deniz kıyısına inip bütün dertlerimizden arınmak istediğimiz çok günümüz olmuştur.

İzmir: Bu şehri sona bırakmamın sebebi hayatıma inanılmaz fazla şey katmış olması. Benim aşık olduğum şehir de burası işte.  Hayatımı, fikirlerimi, yaşam tarzımı değiştirdi en nihayetinde. Güzel ve özgür günlerimin geçtiği hala da geçmeye devam ettiği , bana kokusunu bile özlettiren şehir. Hayatınıza ve yetişkinliğinize adım attığınız şehir olurya bazıları için , o benim için İzmir işte. Bundan sonraki hayatımızı da burada geçirmek dileğimiz..❤

Bir şehir olsam İZMİR olurdum...

Yaşanılası

  Allah der ki “Kimi benden çok seversen onu senden alırım”…. Ve ekler: “Onsuz yaşayamam” deme, seni onsuz da yaşatırım.   Ve mevsim geçer, ...